BEN
3 kilo 700 gramdın diyor annem, sabaha karşı 6’yı 10 geçe doğdun 16 Temmuz 78’de… “Bir kızınız oldu” dediklerinde sevinçten ağladım.
O zamanlarda aşağı yukarı neye benzediğimi ben de aşağıdaki şu fotoğraftan gördüm.
Hafif kızgın bir ifade ve ağladı ağlayacak gibi duran bükük bir dudak (ama şapka son moda kesinlikle!) O yılların üzeri siyah örtüyle kaplanan fotoğraf makinelerinden epey ürkmüş olmalıyım. Detaycı gözler için de arkada saklanıp düşmeyeyim diye belimden tutan annemin eline dikkati çekerim.
En fazla anaokulundaki yıllara dönebiliyor insan anıları arasında yolculuğa çıkınca. Benim de 4 – 5 yaşlarındaki halim geliyor gözümün önüne kendime dair hatırladığım en eski şeyler arasında…Şu alttaki minik kızı çok iyi hatırlıyorum mesela…
Kısacık saçları, sapsarı olduğu için siyah beyaz fotoğraflarda görünmeyen kaşları ve suratının tümünü kaplayan kocaman gülümsemesi… Annemin tarifiyle hem zıpır ve çok yaramaz, hem de çok akıllı ve uslu. Bazen fotoğraflara bakarken keşke insan çocukluğuyla yeniden karşılaşabilme imkanına sahip olsa diye düşünürüm hep, kendimi elimden tutup gezdirmek, ona oyuncaklar almak, sevmek, gerekli üç beş bi’şey söylemek isterdim mesela…
(kıyafetler tam 80’ler…Babam, bıyıklarını dönemin modasını göre bıraktığını iddia ediyor şimdi)
Bulgaristan’ın Şumen kentine yakın bir kasabada büyüdüm. Her çocuğun hayalini kuracağı bir çocukluktu benimki. Ağaçlara tırmanıp meyve yer (ki kendimi bildim bileli en sevdiğim meyve kirazdır), ormana çiçek toplamaya gider (kardelen görünce hala heyecanlanırım), karda kızakla kayar, yazın eriyen asfalttan kopardığımız yapışkan zift parçalarıyla iri papaz böcekleri yakalardık. Böcek dedim de aklıma geldi, bir de hangi akla hizmetse geceleri ateşböceği yakalayıp onları alnımıza yapıştırıyor ve bunun güzel göründüğüne inanıyorduk…
(Abimle aramızda 11 yaş fark var)
Evimizin saçaklarına yuva yapan kırlangıçları, kasabanın kenarındaki gölde kurbağa avlayan leylekleri, yağmur sonrası tarlalarda çıkan mantarları, güneşli havada çiseleyen yağmurun ardından beliren gökkuşaklarını izleye izleye geçti bu dönemim. Şimdi bakınca Alice Harikalar Diyarında’dan farksız görünüyor aslında…
İşte bu yıllardan kalma yara izlerimi çok severim bu yüzden. 8 yaşımda vişne ağacından düştüğüm gün sağ dizimde oluşan “kelebeğim” (şeklinden dolayı öyle derim hep ona) veya boyumdan büyük bir işe kalkışıp, ağabeyimin büyük kızağını çalarak buzda tepetaklak düştüğüm gün sol elimin başparmağında oluşan “V” şeklindeki “zafer işaretim”…O anları gerçekten yaşadığımın kanıtları bu yara izlerim, iyi ki varlar!
Bu üstteki fotoğraf ekleniyor albüme daha sonra… Yıl 1989, 11 yaşındayım. Bulgaristan’da bir kaos hakim. Dört yıl süren bir çekişmenin en ateşli günleri.
1985’de Bulgarca dışında herhangi bir dilin konuşulması yasaklanmış ve ülkedeki tüm azınlıkların isimleri değiştirilmişti zorla…
Soyisim yoktur orada, herkes babasının ve dedesinin adıyla anılır. Gülhan Halidinova Mahmudova gibi…İsim değişiminin ardından Galina Hristova Mihaylova olmuştu adım. ( Şimdi kimileri şakayla karışık “epey afili olmuş, cool olmuş, niye dert ettiniz ki bunu yahu” diyebilir ama insana zorla dayatılan herşeyde olduğu gibi bu da kabul edilemez bir durum elbette)…
Sonuç olarak Türk azınlık kendilerine dayatılan tüm asimilasyon politikalarına karşı geldi, gösteriler düzenledi, bunun neticesinde de zorunlu göçe tabi tutuldular. Yukarıdaki, göç için çekilen pasaport fotoğrafım… Gözlerimin içindeki belirsizliğe karışan öfkeyi ben fotoğrafta görebiliyorum…Yıllar sonra lisede yazacağım “Hüznün Rengi Mavi” adlı öyküde, o an hissettiklerimi şöyle tanımlamıştım…“Elbiselerini, oyuncaklarını, mektuplarını, kitaplarını paketleyip götürebiliyor insan yanında… Peki ya meyve ağaçlarım…ördeğim Pati? Dostlarım…çocukluk aşkım? Hatıralar birktirdiğim mekanlar ve gelecek hayallerim ne olacaktı? Nereye sığdırıp, saklayıp götürecektim onları?”..
Getirememiştim…
Şu üstteki Türkiye’deki ilk fotoğrafım, gelişimizden bir yıl sonra çekildi. Bulgaristan’dan göç edince Kırklareli Kızılay Göçmen Kampı’ndaki yardım çadırlarında kaldık bir süre. Biraz bozuk ve komik aksanlı da olsa Türkçe konuşmayı biliyordum elbette ama okuma yazmayı ve Latin alfabesini burada öğrendim (Balkan ülkelerinin bazılarında Kiril alfabesi kullanılıyor).
Nüfus memuru soyadınız ne olacak diye sorunca ailece birbirmize bakıp
“ kısa ve yazılması kolay birşey olsun memur bey, ne bileyim can, kan, şan, şen gibi birşey” dedik. Sonunda yeni yaşamımızda uğur getirmesi dileğiyle “Şen” soyadını seçtik… Soyadını insanın kendisinin seçmesi çok tuhaf, bu yüzden tüm akrabalarımızla farklıdır soyisimlerimiz bizim.
Zaman geçti ve bir sürü zorluğa rağmen herşey yeniden rayına oturdu. Ailem çalışmaya, ben de okumaya başladım. Ortaokulu Yeşilköy’de, liseyi de okula alınan ikinci grup kızlardan biri olarak bana zengin bir düşünme ve hayalgücü, geniş bir donanım ve vizyon kazandıran öğretmenlerle dolu Kabataş Erkek Lisesi’nde okudum. Hepsine ne kadar teşekkür etsem azdır…
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Tv Sinema Bölümü’nü kazandıktan sonraysa hayatımda yeni bir dönem de başlamış oldu… “Kendim” olmamı sağlayan işime ilk adımlarımı atmaya üniversitede başlamıştım…
— — — — — — — -
BABACIĞIM…
Ne yazsam, ne desem, ne yapsam hepsi boş biliyorum…
Duygularımı yazmanın ve başkalarıyla paylaşmanın bile
hissettiklerime karşı samimiyetsizlik olacağını düşünüyorum şu an…
Yüreğimde olup bitenleri manalı cümleler haline getirmeye çalışmak,
bazılarını eleyip bazılarını seçmek, onlara bir metin muamelesi yapmak yani…
Yapamam, yazamam… Acımı sizinle paylaşamam…
Bu acıyı tarif edecek söz yok zaten… Sadece bilmenizi istedim…
Kızını ne kadar çok insanın sevdiğini hissetmesi ve gittiği yerde çok mutlu olması için dualarınızı Canım Babacığımdan esirgemeyin…
Dünyalar tatlısı kalbiyle Allah’ın sevgili bir kulu olarak Bayramın ilk günü (30 Eylül 2008) cennete uğurladığım CanParçam…
Allah Canım Anneciğime ve aileme uzun ömürler versin…
Bana da dayanma gücü…























Merhaba ablacığım… Şu siteni biraz daha aktif yap abla ya… Seninle hayranların arasında bi bağ kur… Senin düşünemeyeceğin kadar hayranın vardır emin ol! Saygılarımla …
Merhaba Gülhan Hanım. Programınız çok güzel. İzlerken hem bilgileniyor hem de eğleniyorum. Yaptığınız espiriler çok güzel ama en önemlisi çok ama çok tatlısıınz hayran oldum size. Programınızda başarılar dilerim.
Selam göçmen kızı…
Hangi takımı tutuyorsun?
Abla neredesin, özledik seni…
Gülhan Ablaaaaa merhaba gene ben. Çıktım geldim börtü nickimle tekrardan buradayım…
)))
)) Ama olsun amaç yakarış olsun!
Kendine çoook iyi bak olur mu
Si yu baş baş : )))
Yaaa şikayetçiyim sanırım şu an:) Gene efkarlandımmm… Ben seninle muhabbet etmek istiyorum… Çok birşey mi istiyorum ki acaba yaaa… Bi empati yapsam! Evet sanırım bu isteğim imkansız gibi, pardon
Anam her zamanki gibi programını izledim gece de tekrarını yani şu dakikalarda… İzlerken kendimi kaybediyorum, çok şirin, çok sıcaksın yaa. O gülen yüzün hiç solmasın pilisss hayata sesleniyorum buradan…
Not:Devrik cümlelerimden dolayı kusura bakmayınız. İçimden nasıl geçiyorsa öyle yazdım.:)))
Gülhan abla seni çok seviyoruuzzz
Şu yazdıklarını okuyunca sana acccayip imrendim.
Beni de yanına alsa ne güzel olur diye düşündüm! 1 kişilik yer kadroda bana ayırın, bavullarınızı taşırım
Başarılarınızın devamı dileğiyle…
Merhaba Gülhan abla
(sulu göz yengeç kardeşliği)
Seni “Zeitgeist” programından beri takip ediyorum. Bu yazıyı okuyunca sana içimin neden bu kadar çok ısındığını anladım. Ben de 19 Temmuz 1985 doğumluyum. Yazıları okurken hüngür hüngür ağlamış olmama şaşırmayacağını düşünüyorum
Herşey bir yana iyi ki varsın.. Bu kadar kaliteli ve eğlenceli bir program yaptığın için teşekkürler… Başarıların devamlı olsun…
Merhaba nasılsın? Sizi ve programızı çok seviyorum. Ben İranlıyım. Türkiye’yi çok seviyorum. Seni yakından görmek istiyorum. Çocukluk fotoğrafınızı çok beğendim. Çok güzelsiniz ve hala çok güzelsiniz.
Evet katılıyorum aşığına…
Meraba Gülhan, sen ve sunduğun program çok güzel, izlerken çok eğleniyorum, çok kaliteli bir program. Lütfen bırakayım deme olur mu! Küserim yoksaa…
Başarılarının devamı dileğiyle. Herşey gönlüne göre olsun…
…Issız bir adaya düşsem (tabii gökten zembille, öyle bir yer olmadığı için
) yanıma alacağım üç şey; sınırsız alkol, senin resmin (profilden
)çünkü sana gel desem gelmezsin! (olsun). Bir de Cuma’yı alırdım yanıma. Şu bizim Cuma…
Adanın her yanına senin ismini yazar, senin resimlerinle donatırdım. İmdat, help filan yazmazdım…Sonra Cuma’yı yanıma alıp (tabii bi yandan demleniyoruz
) sana bakardım. Seni anlatırdım Cuma’ya, bak derdim Cuma bak da gör! İşte bu derdim benim derdim! Şimdi dünyayı dolaşıyor bakalım buraya da gelecek mi ha ne dersin Cuma bizim yanımıza da gelir mi dersin? Gelsin değil mi,gelsin… Bize beklemek düşer! Bak Cuma…
Merhaba Gülhan, hakkında yazılan bütün o güzel sözleri hakediyorsun yalnızca programının değil, gezdiğin o galaksinin en parlak yıldızısın. Keşke hayranların için bir kitap yazsan daha sonra belki imza günü filan yaparsın, hem senin için ilginç bi çalışma olur, hem de bize seninle tanışma fırsatını verirdi. Umarım yüzünden o güzel gülücükler hiç eksik olmaz ve programın uzun yıllar devam eder…
Merhaba,herkese İstanbul’dan leğen dolusu sevgiler
Selam, programlarını keyifle izliyorum. Gittiğin yerleri öyle bir anlatıyorsun ki gideceğim yerleri belirliyorsun. Çok başarılısın, başarılarının devamını dilerim. Duruşunu da hiç bozma, sana çok yakışıyor. Yeni bölümlerini merakla bekliyorum. Sevgilerle.
Gülhan Hanım, Merhaba..yine ben, Karadeniz Ereğlisi’nden yazıyorum.
Sizden bir ricam olacak; “Lütfen en kısa zamanda ekranlara, daha doğrusu GGR’ye geri dönün…”
Özlettiniz kendinizi ama…olmuyor böyle…anladık, herkesin dinlenmeye ve tatile ihtiyacı var, ancak siz olmadan bizler kendimizi huzursuz ve yalnız hissediyoruz…”ÖYLE DEĞİL Mİ ARKADAŞLAR!!!”
Gülhan Hanım, duydunuz mu?… Bakın, herkes aynı şeyi söylüyor
Neyse, bir dahaki sefere görüşürüz (ya da yazışırız). O zamana kadar Hoşça ve Dostçakalın…Kendinizi fazla özletmeyin
Sevgi ve Saygılar,
Murat (ENDLESS_WOLF)
Sizin öyle hayranınızım ki…
Anlamlı ve coşkulu bir yaşam için,hayatındaki her şeyin gönlünce olması temennisiyle,sağlık içinde nice mutlu,umutlu senelere…
GÜLHANCIM 16 TEMMUZ GÜNÜN KUTLU OLSUN. İYİ Kİ DOĞDUN. İYİ Kİ TANIMAK NASİP OLDU BANA. İSTERDİM Kİ YANINDAYKEN KUTLAYAYIM DOĞUM GÜNÜNÜ. NEYSE CANIM KENDİNE ÇOKKKKKK İYİ BAK, HEP BÖYLE KAL… aziz
Seni çok seviyorum