BEN
3 kilo 700 gramdın diyor annem, sabaha karşı 6’yı 10 geçe doğdun 16 Temmuz 78’de… “Bir kızınız oldu” dediklerinde sevinçten ağladım.
O zamanlarda aşağı yukarı neye benzediğimi ben de aşağıdaki şu fotoğraftan gördüm.
Hafif kızgın bir ifade ve ağladı ağlayacak gibi duran bükük bir dudak (ama şapka son moda kesinlikle!) O yılların üzeri siyah örtüyle kaplanan fotoğraf makinelerinden epey ürkmüş olmalıyım. Detaycı gözler için de arkada saklanıp düşmeyeyim diye belimden tutan annemin eline dikkati çekerim.
En fazla anaokulundaki yıllara dönebiliyor insan anıları arasında yolculuğa çıkınca. Benim de 4 – 5 yaşlarındaki halim geliyor gözümün önüne kendime dair hatırladığım en eski şeyler arasında…Şu alttaki minik kızı çok iyi hatırlıyorum mesela…
Kısacık saçları, sapsarı olduğu için siyah beyaz fotoğraflarda görünmeyen kaşları ve suratının tümünü kaplayan kocaman gülümsemesi… Annemin tarifiyle hem zıpır ve çok yaramaz, hem de çok akıllı ve uslu. Bazen fotoğraflara bakarken keşke insan çocukluğuyla yeniden karşılaşabilme imkanına sahip olsa diye düşünürüm hep, kendimi elimden tutup gezdirmek, ona oyuncaklar almak, sevmek, gerekli üç beş bi’şey söylemek isterdim mesela…
(kıyafetler tam 80’ler…Babam, bıyıklarını dönemin modasını göre bıraktığını iddia ediyor şimdi)
Bulgaristan’ın Şumen kentine yakın bir kasabada büyüdüm. Her çocuğun hayalini kuracağı bir çocukluktu benimki. Ağaçlara tırmanıp meyve yer (ki kendimi bildim bileli en sevdiğim meyve kirazdır), ormana çiçek toplamaya gider (kardelen görünce hala heyecanlanırım), karda kızakla kayar, yazın eriyen asfalttan kopardığımız yapışkan zift parçalarıyla iri papaz böcekleri yakalardık. Böcek dedim de aklıma geldi, bir de hangi akla hizmetse geceleri ateşböceği yakalayıp onları alnımıza yapıştırıyor ve bunun güzel göründüğüne inanıyorduk…
(Abimle aramızda 11 yaş fark var)
Evimizin saçaklarına yuva yapan kırlangıçları, kasabanın kenarındaki gölde kurbağa avlayan leylekleri, yağmur sonrası tarlalarda çıkan mantarları, güneşli havada çiseleyen yağmurun ardından beliren gökkuşaklarını izleye izleye geçti bu dönemim. Şimdi bakınca Alice Harikalar Diyarında’dan farksız görünüyor aslında…
İşte bu yıllardan kalma yara izlerimi çok severim bu yüzden. 8 yaşımda vişne ağacından düştüğüm gün sağ dizimde oluşan “kelebeğim” (şeklinden dolayı öyle derim hep ona) veya boyumdan büyük bir işe kalkışıp, ağabeyimin büyük kızağını çalarak buzda tepetaklak düştüğüm gün sol elimin başparmağında oluşan “V” şeklindeki “zafer işaretim”…O anları gerçekten yaşadığımın kanıtları bu yara izlerim, iyi ki varlar!
Bu üstteki fotoğraf ekleniyor albüme daha sonra… Yıl 1989, 11 yaşındayım. Bulgaristan’da bir kaos hakim. Dört yıl süren bir çekişmenin en ateşli günleri.
1985’de Bulgarca dışında herhangi bir dilin konuşulması yasaklanmış ve ülkedeki tüm azınlıkların isimleri değiştirilmişti zorla…
Soyisim yoktur orada, herkes babasının ve dedesinin adıyla anılır. Gülhan Halidinova Mahmudova gibi…İsim değişiminin ardından Galina Hristova Mihaylova olmuştu adım. ( Şimdi kimileri şakayla karışık “epey afili olmuş, cool olmuş, niye dert ettiniz ki bunu yahu” diyebilir ama insana zorla dayatılan herşeyde olduğu gibi bu da kabul edilemez bir durum elbette)…
Sonuç olarak Türk azınlık kendilerine dayatılan tüm asimilasyon politikalarına karşı geldi, gösteriler düzenledi, bunun neticesinde de zorunlu göçe tabi tutuldular. Yukarıdaki, göç için çekilen pasaport fotoğrafım… Gözlerimin içindeki belirsizliğe karışan öfkeyi ben fotoğrafta görebiliyorum…Yıllar sonra lisede yazacağım “Hüznün Rengi Mavi” adlı öyküde, o an hissettiklerimi şöyle tanımlamıştım…“Elbiselerini, oyuncaklarını, mektuplarını, kitaplarını paketleyip götürebiliyor insan yanında… Peki ya meyve ağaçlarım…ördeğim Pati? Dostlarım…çocukluk aşkım? Hatıralar birktirdiğim mekanlar ve gelecek hayallerim ne olacaktı? Nereye sığdırıp, saklayıp götürecektim onları?”..
Getirememiştim…
Şu üstteki Türkiye’deki ilk fotoğrafım, gelişimizden bir yıl sonra çekildi. Bulgaristan’dan göç edince Kırklareli Kızılay Göçmen Kampı’ndaki yardım çadırlarında kaldık bir süre. Biraz bozuk ve komik aksanlı da olsa Türkçe konuşmayı biliyordum elbette ama okuma yazmayı ve Latin alfabesini burada öğrendim (Balkan ülkelerinin bazılarında Kiril alfabesi kullanılıyor).
Nüfus memuru soyadınız ne olacak diye sorunca ailece birbirmize bakıp
“ kısa ve yazılması kolay birşey olsun memur bey, ne bileyim can, kan, şan, şen gibi birşey” dedik. Sonunda yeni yaşamımızda uğur getirmesi dileğiyle “Şen” soyadını seçtik… Soyadını insanın kendisinin seçmesi çok tuhaf, bu yüzden tüm akrabalarımızla farklıdır soyisimlerimiz bizim.
Zaman geçti ve bir sürü zorluğa rağmen herşey yeniden rayına oturdu. Ailem çalışmaya, ben de okumaya başladım. Ortaokulu Yeşilköy’de, liseyi de okula alınan ikinci grup kızlardan biri olarak bana zengin bir düşünme ve hayalgücü, geniş bir donanım ve vizyon kazandıran öğretmenlerle dolu Kabataş Erkek Lisesi’nde okudum. Hepsine ne kadar teşekkür etsem azdır…
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Tv Sinema Bölümü’nü kazandıktan sonraysa hayatımda yeni bir dönem de başlamış oldu… “Kendim” olmamı sağlayan işime ilk adımlarımı atmaya üniversitede başlamıştım…
— — — — — — — -
BABACIĞIM…
Ne yazsam, ne desem, ne yapsam hepsi boş biliyorum…
Duygularımı yazmanın ve başkalarıyla paylaşmanın bile
hissettiklerime karşı samimiyetsizlik olacağını düşünüyorum şu an…
Yüreğimde olup bitenleri manalı cümleler haline getirmeye çalışmak,
bazılarını eleyip bazılarını seçmek, onlara bir metin muamelesi yapmak yani…
Yapamam, yazamam… Acımı sizinle paylaşamam…
Bu acıyı tarif edecek söz yok zaten… Sadece bilmenizi istedim…
Kızını ne kadar çok insanın sevdiğini hissetmesi ve gittiği yerde çok mutlu olması için dualarınızı Canım Babacığımdan esirgemeyin…
Dünyalar tatlısı kalbiyle Allah’ın sevgili bir kulu olarak Bayramın ilk günü (30 Eylül 2008) cennete uğurladığım CanParçam…
Allah Canım Anneciğime ve aileme uzun ömürler versin…
Bana da dayanma gücü…























Esrraaacığım bak hastayım dedim insan bir geçmiş olsun der değil mi hastalık bu! Yarın bir gün sen de olursun Allah göstermesin
ha bu arada Gülhan çalıştığım yerde Bulgaristan göçmeni bir doktor var çok baba adam onu çok seviyorum,
o da Bulgaristan’a tatile gitti döndü mü bilmiyorum çünkü ben izinliyim. Sen de gel demişti ben gitmedim pasaportumu aldım ama gitmedim
Seni kıskananlar çatlasın Gülhancığım, patlasın hatta…
Seni çok seviyorum
Merhaba Gülhan. Ben de seninle aynı 1989’u yaşamış o zamanların çocuğu olarak yazdıklarını okurken yaşadım o anı. Sahneler gözümün önüne geldi tekrar. Haklısın biz oyuncaklarımızı, elbiselerimizi getirebildiğimiz gibi manevi varlıklarımızı sığdıramadık bir çantaya. Yıllar sonra kızgınlık, heyecan, hüzün… gibi karmaşık duygularla gittiğimiz o yerlerde hala izleri var yaşanmışlıklarımızın. 1989…
Sevgili Dostum (Böyle diyorum ama umarım ters karşılamazsın (ki karşılamayacağını biliyorum..
))
Ben senin bir dostunum… İnsan tanımadığı kişiyle dost olur mu diyeceksin e orasını da yazının gerisi söylesin…
):
Aslında bunları yazıp yazmama konusunda bi tereddütüm vardı ama sonra iyi bi kritik yapınca senin ne kadar mütevazı bi kişi olduğunu biliyorum…
Aslında bilmiyorum ama seni yıllardır takip eden biri olarak tahmin edebiliyorum…
Öncelikle progamın hakkında kısa bir yorum yapmak isterim (e bu kadarını da sitene üye olarak kendi boyun borcum olarak kabul ediyorum.. Lütfen çok görme)…
Programın şu ana kadar gördüğüm en iyi program (Gülhan’ın Galaksi Rehberi) çünkü edebiyatın iyi, bunun farklı kültürler görmenden kaynaklandığını düşünüyorum..
İnan sen diğerlerinden farklısın belki sen kendin de inanmıyorsundur ama bak ben bunu sana kanıtlayayım…
Belki kendine izleyici rolünden hiç bakmadın, belki de başkasından duymamışsındır diye söyleyeyim.… Ben seni izlerken senin de bizim gibi olduğunu düşünüyorum
(Bunu komik bulabilirsin zaten komik de ama devamına bak.. Senin pogamlarında konştuğun dil, içinden geldiği gibi konuşma özelliğin ve ünlüymüş gibi davranmayışın, bir havaya kapılmayışın beni senin pogramını izlemeye çekiyor. O anda yanımdan yıllardır görmediğim ve çok sevdiğim biri geçse bile gözümü senin programından alamıyorum…)
Ben bunları yazıyorum ya… boşa yazıyormuşum gibi geliyor çünkü bunları okuma ihtimalin az gibi gözüküyor herkes gibi ama senin ihtimalin daha fazla orası ayrı ama okursan diye söylüyorum.…
Hayranınım demedim, bunun nedenini merak eder misin bilmem ama biz yine de söyleyelim sonra hangi akla hizmet böyle bir isim koymuş demeyin.. Çünkü hayranlarının işi seni takip etmek, sürekli seni sevdiğini söylemek ya da Gülhan’la bir fotoğraf çektirmek, imzasını almak… (Belki de sadede gel diyorsundur içinden ama geldiğim zaman değecektir diye düşünüyorum, inşallah da değer.. Evet dostunum sen reddetsen de, bu yazıları görmesen de dostunum)…Belki kabul edersin ama dersin ki bu ne hız e ama 3 günlük dünya be Gülhan.. Çünkü hayranın fazla bir faydası olmaz (ya da aslında olur, mesela seni mutlu eder e bu da yeter..) Ama ben sen daha çok mutlu ol diye yapıyorum… Ne mi yapıyorum? Aslında henüz yapmıyorum, yapacağım (sen belki bana yapacaklarınla değil, yaptıklarınla gel diyebilirsin ama bence bu da önemlidir çünkü bir şeyi yapacağım demeden yapamazsın).…
İşte sadede geldim (şükür de mi?
Ben bir web tasarımcısıyım ve bu konuda dünya 3. lüğüm var, bu siteni daha da geliştirebilirim (belki sitene bişey yapacağımdan korkuyosundur bu yüzdeeenn..) dost dosta zarar vermez ama ben yine de senin için rahat olsun diye onay verirsen bir site yapımına başlayacağım ama internete vermeyeceğim korkma, ilk bu siteye ya da başka bir ulaşabileceğim adres olursa ona sitenin resimlerini göndereceğim ona da onay verirsen sana yapacağım siteyi gönderirim… Neden mi yeni bi sitem olsun diyorsun? Hemen söylüyorum site tasarımcını eleştiriyor gibi olmayayım ama bence bu site senin tarzını yansıtmıyor, sen yansıttığını düşünebilirsin belki ama yapacağım siteye bakıp karar verirsin, sen beğenene kadar sana site yaparım yeter ki gönlün olsun bana, nasıl?
Bilgilerimden bahsettiğimde beni sapık filan zannetmeyesin, ben 15 yaşında bi erkek çocuğuyum, adım Mustafa ve senin dostun olmayı, seninle karşılıklı 2 portakal suyu içmeyi isterim… Güzel olur yani (e hani hayranım değildin diebilirsin ya da herkes benimle tanışmak istiyor diyebilirsin) hani insan aradığı dostu bulur ya bir gün, kendisi gibi huyları olan, ben seni gördüm, dost olabiliriz diye düşündüm. Zaten dikkat edersen ben ikimizin edebiyatını da biraz benzetiyorum…
Neyse ben daha fazla sıkmayayım ama şunu da ekleyebilirim başka projeler de yapabilirim eğer web sitelerini beğenmezsen.. Ama sana bi yararım olsun isterim e-postam sitende var…
Not:Eğer bunları okuyan site admini ada kişisi Gülhan Şen değilse hiç değilse dostluğuma ve yazdıklarıma saygı duyarak bunu ona ulaştırsın..
Seni çok beğenerek izliyorum, sen bir harikasın, sen muhteşemsin, sen benim neşe kaynağımsın
Gülhan abla sen 1 tanesin… İnşallah hep ekranlarda olursun… Seni ailecek çok seviyoruz.. (Ayrıca kameraman Kutluk’u da seviyoruz…
)Sen ekrana çıkınca herşey duruyor ta ki o program sırasında ”çok kez verilen reklamlara” dek.. Seni çok çok çok çok çok (daha devam edebilirim) seviyorum.. Sen de beni seviyo musun?
Hi Gulhan
I am sure that you may not estimate that you have some viewers from other countries!
Yes I am an Iranian one that follow your programs on TV8…
It is really excellent… However I do not know Turkish very well…
But I can understand you…
Keep going, you will be my favorite forever…
It is really fantastic to travel all around the world…
Hope to see you in my country soon…However it is nearly impossible, I know.…!?? Because of 1000 reasons…!!??
Hope to see you again, good luck honey…
Gerçekten hiç yaşınızı göstermeyen bir kişiliğiniz var.
Gülhan Abla babana çok üzüldüğümü belirtmek isterim, başın sağolsun
Geçmişinde bazı zorluklar olmuş ama sen oradan güneş sarısı saçlarınla melek olarak çıkmışsın:) Hayat sana hep ihtiyacın olduğu mutluluğu versin, seni çok seven hayranın O.K.
Gülhan abla yaa sen çok tatlısın
İdolümsün. Seni izlerken çok keyif alıyorum.
Gülhan abla baban için ben de çok üzüldüm başın sağolsun gerçekten
Hiç keyfim yok! Atmosferin en tepesinden, kendimi yeryüzüne bırakasım var! (ama paraşütsüz
) Şöyle yeryüzüne süzüle süzüle düşerken, kuşlarla göz göze gelip kim yer çekimine meydan okuyormuş bakalım diye sorasım var
Canım şu an böyle bir şey çekiyor ama kuşların yaşam tarzına saygısızlık yapmak istemiyorum
Çok da inceyim canım
Yazacak birşey bulamıyorum, dedim ya keyfim yok! Hem yazsam ne olacak ki? Söz uçar yazı kalır denir ama ya yazı da uçarsa o zaman da bilinmeyen tarih olur. Bilinen tarih ortada ama ya bilinmeyen? İşte ben bilinmeyenden tarafta saf tutmuşum Allah kabul etsin
Bu arada senin de ince biri olduğunu düşündüğüm için, iğrenç esprilerimden ötürü senden saygı duymanı istiyorum.
Dedim ya keyfim yok! Neyse yav, ben gideyim en iyisi kendime şöyle demli bir çay yapayım, içine de seni katayım
Anlarsın ya şeker muhabbeti, hastayım bu lafa
Bir de,bırakayım atma, fırlatma işlerini de biraz mantıklı düşüneyim, bende ne arar değil mi taa atmosferin en tepesine çıkacak araca verecek para!
Yoksa kuşlara saygı palavra
O kadar ince olsam koparım ben
Bu arada Karadenizliyim ben
Bilmem anlatabildim mi?
Normal, evet evet her şey normal, merak etme!
Bu arada çayım oldu ve çayıma seni kattım haberin olsun
Çay kaşığı kullanmıyorum, erirsin sen
Ayrıca bu yazıyı yazmadan önce veya sonra kafa yapıcı hiç bir madde kullanmadım, kullanmam da! Dedim ya keyfim yok! Ha bir de Karadenizliyim
Ayrıca benim bir özelliğim de içmeden sarhoş olabiliyorum ama taklit yapmıyorum. Eeee Gülhan,yazımı buraya kadar okudun, sıkılmamışsındır inşallah, tabii okuduysan… Senin hiç keyfin kaçmasın Gülhan,sonra benim gibi olursun,yazdıklarım gibi değil, hissettiklerim gibi… Allah’ın en kıymetli emaneti ol e mi… Sana son sözlerimle veda etmek istiyorum,görüşmek isteğiyle;
Kimseye etmem şikayet,
Ağlarım ben halime
Titrerim mücrim gibi
Baktıkça istikbalime
Perde-i zulmet çekilmiş,
Korkarım ikbalime
Titrerim mücrim gibi
Baktıkça istikbalime…
Ben de Bulgaristan’danım Gülhan abla, annem babam hep anlatırlar o zamanları. Komünizim derlermiş, o zaman isimlerini değiştirmişler zoru zoruna. Ben de Şumen’e yakın bir kasabada okuyorum Tırgovişte diye,senin doğduğun yere yakın.
…insanoğlu; yemeye doymaz, içmeye doymaz! Paraya doymaz, pula doymaz! Aşka doymaz, meşke doymaz! Yaşamaya doymaz, öldürmeye doymaz! Hiç bir şeye doymaz, dünyaları versen yine doymaz! Vakit kaybı der yine doymaz, doydum der yine doymaz!…
…evet insanoğlu doymaz!!! Gülhan’ı izler doymaz!!! Sever doymaz, sayar doymaz! Ya Gülhan BİR tane der, ya yine DOYMAZ!!! Gözü doysa, gönlü DOYMAZ!!!
…ben bu Galaksiye gelmeden önce yedim, sağ olun, TOKUM!!! Yalnız bana tatlımı vermediler, buraya gönderdiler. Sanırım doğru yerdeyim…
…yalnız bu tatlı bitmedi!!! Tatlı tatlılığa doyar mı hiç? Sanırım yemeğin en güzel kısmı sonu! TATLIIIIIIIII.….
…Gülhan sen benim tatlımsın
(NOT: TATLI=AŞK)
Sen çok güzelsiiiiinnnnn…
Bir insanın ifadesi hiç mi değişmez: tatlı ama hafif biraz kırılgan…
Helppp!!!! Programda sorduğun soru için nereden, hangi mail adresine cevap gönderebileceğimi bilemedim, bulamadım. Ve alakasız bir şekilde yorum yazarak ulaşmaya çalışyorum
Bu nedenle naçizane bir iki önerim olacak site ile ilgili:
1– İletişim menüsü eklenip direkt mail ile yorum dışındaki talepler (görüş, öneri,şikayet vb.) iletilebilir.
2– Program sonunda verilen mail ve web adresi o kadar hızlı geçiyor ki not edemedim
3– Sorulan sorular için ayrı bir bölüm olamaz mı sitede? Hem güncel olur, hem de biz izleyiciler kolaylıkla takip ederiz.
4– Vevabım Maassai’lerin en çok kullandığı renk “Kırmızı”.. Buradan cevap veriyorum ama kabul edilecek mi acaba?
Sevgiler
Merhaba. Hayranlığımı gizleyemiyorum! Bir turist rehberi olarak severek takip etmeye çalışıyorum sizi… Bilgi, ses tonu, anlatım kolay şeyler değildir, bilirim.. Siz bunu çok güzel yapıyorsunuz çook!
Televizyon açmaya değer nadir programlardan biri Galaksi Rehberi’niz. Gezdiğiniz yerler kadar anlatımınız ve samimiyetinizin de payı büyük elbette. Yollarda bol şans, selamlar.
Merhaba Gülhan, programını severek izliyorum. Tv izlemeyi pek sevmem ama tv’yi her açtığımda Tv8’e bir göz atarım acaba Gülhan orada mı diye
Seni ekranda gördüğümde ise çocuk gibi seviniyorum (30 senelik yaşıma rağmen:) Şu an programını izliyorum. Artık itiraf etmeliyim dedim kendi kendime
İnsan sevgisini sevdiğine söylemeli mutlaka. Seni çok seviyorum. Hep böyle cici kal, bizi kendinden mahrum etme sakın, tv izlemeye tövbe ederiz sen olmazsan eğer
Gülhan Hanım acaba siz de Kavaklıköyü‘nde (Kırklareli) okula gittiniz mi 1989 yılında?
Gülhan hanım gerçekten keşke seni tanıyor olsam, seninle evlenmek çok isterim ve tüm hayatımı senin daha şen olman için yaşarım. Ama olmaz be, sen 78’lisin ben 87’liyim ama eğer evlenme teklifime hala evet diyorsan benimle evlenir misin? Ben ciddiyim, şaka yapmıyorum. Ama evlenme teklifine hayır dersen eğer inşallah benim gibi biri çıkar sana diye bir mesaj atarsın umarım.
Kabataşlı Kanka
Split programın harikaydı, Split’deyim ama sayende Diocletian hakkında daha çok şeyler öğrendim teşekkürler, başarılarının devamını dilerim, tebrikler.
Tüm programlarını zevkle seyrediyorum. Tekrarlarından bile eksilmeyen bir zevk alıyorum. İyi ki varsın.
Programların çok eğlenceli ve bir o kadar da öğretici. Çok beğenerek izliyorum. Yapmacık tavırlar sergilememen de programını izlememin en büyük nedenlerinden biri
Neredesin? Ben gidiyorum dedin, gittin.…… Gittiğin yerlerde kendine dikkat et olur mu?.…. Yorma fazla kendini.…
Az önce Budapeşte programını seyrettim. Yine mükemmeldin kız; valla
Merhabalar Gülhan Hanım,inşallah iyisinizdir.Programınızı eşimle beraber zevkle ve keyifle izliyoruz.Bu mesajı size atmamdaki maksat, ufak bir ricada bulunmak için. Eğer uygun görürseniz eşimle beraber sizinle tanışıp, bir yerlere oturup hep beraber çaylar yudumlanırken kısa bir sohbet ve ardından hatıra için bir iki kare foroğraf çektirmek istiyoruz. Her şey için teşekkürlerimizi sunuyoruz. Saygı ve sevgilerimizle. Emrah & Çiğdem çifti
MUTLU SENELER, ARTIK ÇARŞAMBALARI BULUŞMAK DİLEĞİYLE… ARKADAŞLAR BEN PAZARI TERCİH EDERDİM AMA OLSUN OLSUN O DA İYİDİR, SAKIN KAÇIRMAYIN ÇARŞAMBA OLMUŞ PROGRAM GÜNÜ, TWİTTER’DA ÖYLE SÖYLEDİ.
Gülhan Hanım öncelikle programlarınızın güzelliğinden ziyade sizin kişilik, karakter ve mimiklerinizle kalbinizin güzelliği yüzünüze yansımış halinizle örnek alınması gereken bir karaktersiniz. Keşke bütün insanlar sizin gibi olabilse. Sizi tebrik ediyorum ve başarılarınız devamını diliyorum.
Sevgili Gülhan Abla Hayatında Başarılar Mutluluklar Dilerim
Öncelikle yeni yılınızı kutlu olsun. Aileniz, sevdikleriniz, eş dost arkadaşlarınızla (ve tabii ki Gülhan’ın Galaksi Rehberi’yle bizlerle) sağlıklı, mutlu, huzurlu, maddi-manevi sevinçlerle dolu, nice mutlu seneler… Gülümsemeniz gülücükleriniz eksik olmasın…
TV8’de programınıza başladığınızdan beri sizde bayağı değişimler geçirdiniz hepimiz gibi… Nasıl desem sizi ve programınızı uzun bir süreden beri biliyorum izlemeye çalışıyorum. Gerçekten harikasınız. Bu doğallığınız, şirinliğiniz ile programın en güzel yanı sizsiniz… Sadece güzel olmak v.b. değil demek istediğim; asıl olay gezdiğiniz yerleri anlatışınız, tanıtışınız içten davranışlarınız ile sizinle oraları gezmiş gibi olmak, yeni yerler, ülkeler, şehirler görmek, üstte yazıldığı gibi sanki içimizden yakınımızdan biriymiş gibi davranışınız, doğallığınız bizi programınıza çeken. Yayınlarınızda gittiğiniz dünyanın herhangi bir ucunda gezdiğiniz yerlerde, mesela Türkiye ile bizlerle alakalı şeylerle karşılaşmanız bize anlatmanız ve yine ülkemizden oralara gidenlerle karşılaşmanız o kadar güzel ki. Onlarla konuşmanız da onları bulmanız hoşuma giden birşey… Diğer hoşuma giden ise artık kendiniz mi seçiyorsunuz bilmiyorum ama programda kullandığınız müzikler çok güzel… Sanırım yayın günü, saati değişmiş Salı‘dan Çarşamba’ya alınmış ne diyelim hayırlı uğurlu olur inşallah…
04 Ocak dünkü yayınınızı maalesef dalgınlığıma geldi izleyemedim. Halbuki uyarsın diye telefonda saati ayarlamıştım sabahtan beri de kendi kendime “akşam 21.00’de TV8’e hazır ol” deyip duruyordum. O akşam PC başında zamanın nasıl geçtiğini anlayamamışım bir de baktım saat 23.00 olmuş kalkayım dedim sonra telefona bakınca aman dedim yayını kaçırdık! Kaldım öyle
Çünkü bu kabahatim daha önce de böyle dalgınlığımla yayınlarınızı kaçırmış olduğum gerçeğini engellemiyordu… Ha bu arada yeri gelmişken sorayım: geçen hafta ekranda “Yeni Bölüm” yazıyordu ve “Ren-Almanya gezisi 2″ diyordu. Peki önceki izleyemediğimiz yayınlarınızı izleme şansımız var mı internetten filan? Kendi bu sitenize böyle imkan koyamaz mısınız?…
Selam Gülhan Hanım Ukrayna’nın Dnepropetrovsk şehrini tanıtır mısınız bir hafta çok tarihi ve güzel bir yer.
GÜLHAN ABLACIĞIM BAŞKA FİLMDE OYNAMAYI DÜŞÜNÜYOR MUSUN? KANALİZASYON SÜPERDİ,TUVALETTEYİZ TABİİ Kİ
BURHAN ŞEŞEN Mİ BİLMİYORUM KLİBİNDE OYNADIN… DÜŞÜNÜYORSAN YAZ GGR’NİN ANA SAYFASINA, SEVGİLERLE KAL.
Merhaba Gülhan. Hayat hikayeni okuyunca yine hep inandığım o gerçekle karşılaştım bir kez daha “hiçbir hayat kolay geçmiyor”. Hep zorluklar kötülüklerle geçiyor hayat. Seni bir kez daha çok sevdim. Nedenini biliyor musun? Çünkü yaşadıklarını gözlerinden, yüzünden hiiiiiç belli etmiyorsun. Dimdik, gülüyorsun hep. Seni uzuuuuuuuuun zamandır takip ediyoruz babamla ben.
Allahtan babana rahmet diliyorum. Biliyorum babalar kızlarının ilk aşkıdırlar. Hep farklılar dünyanın tüm insanlarından. Onlar herkesten güçlüdürler, yakışıklıdırlar çocukluğumuzda. Biz büyüdükçe o da büyür kocaman bir dağ gibi arkamızda, küçülür ve yakınlaşır bir dost gibi yanımızda.
Sen çok iyisin, eminim ki baban da gururla bakıyordur sana bulutların arkasından.
Seni çok seviyoruzzzzzzzz babamla ben. Babamın da selamı var sana ayrıca…
Gürüşmek üzere.
Hakkınızda ne kadar iyi şey söylesek az.İşini bu kadar doğal,bu kadar naturel ve profesyonel yapan çok az sayıda kişilerden birisiniz.İzlerken sanki kendimizden biri gibisiniz.Başarılarınızın devamını diliyorum.Web sayfamız turkalman.com’da programlarınızla ilgili yazılar yayınlamak isterim.Konu ile ilgili olumlu veya olumsuz dönerseniz sevinirim.
Hakan Budak
http://www.turkalman.com
hakanbudak@selcuk.edu.tr
Uzun lafa gerek yok.
Seni sevmeyen ölsün…
Canım sıkılırsa tv’yi aç ve Gülhan’a bak, o güleryüz ve neşe ve sempatik tavırlar sana ihtiyacın olan enerjiyi verecektir.
A fan !
Hayranlık kavramı bana saçma geliyor ama bir sen bir de Nutella istisna
Önce mutluluğu kendi içinde bulmalı insan. Aşk, iş vs etmenler tek başına geçici.
Buraya fan gibi yazmak komik, okuyor musun bilmem. Bir insan hem bu kadar neşeli hem de akıllı ve jolie olur mu? Oluyormuş.. Türk tv’lerindeki en güzel ve özel şey. Küçük Prens’in gezegeninden gelmişsin, çiçeğini her daim suluyorsun, tilkini belki dinliyorsun ama kuzu ve fil resimleri hala çizebiliyorsun. Bu dünya senin gibilerle güzel..
Ne denir ki aileden birinin kaybı için. Bir seneyi geçmiş ama yine de nur içinde, ışıklar içinde yatsın. Sanırım en güzel söz bu birinin ardından.
Benim ananemle dedem 61 sene evli kaldılar,ananem vefat etti, 8 sene kendisi ölene kadar mutlu, mutsuz gün ve anlarda dedem ardından gözyaşı döktü. İki kişilik yaşam mı, aşk mı, alışkanlık mı? Benceyse gerçek aşk bu..Exupery’nin dediği gibi.
Bense; senden 6 sene önce kaybettim babamı. Otoriterdi,sinirliydi, sevgisini göstermezdi. 2 sene görüşmedik, sonrasında hasta oldu ve..
İnsanın bir yanı hep çocuk kalır. Anne baba nazarında büyümediğinden değil, sevgi ve şevkat istediğinden.
‘O’nları iyi yönleriyle, güzel anılarda canlandırmalıyız.
Ben onun fotoğraflarına baktığım zaman, bir baba oğul sahnesi gördüğüm zaman ağlıyorum bazen. Babam ve Oğlum’daki dedenin ilk defa gördüğü torununa ahırda sarılması gibi..
Acı, öldü, defnettikten sonra 8 senedir ilk defa gitttim mezarına, itiraf gibi yazıyorum buraya. Kalbimde bir yumru gibi. Halen öyle. Umarım zamanla azalır. Keşke öldükten sonra kıymetini anlayacak olmasaydık da daha iyi ve uzun bir baba-oğul ilişkimiz olsaydı.
Bu özlem sanırım hep olacak. Nedenler ve keşkeler yerine değerleriyle hatırlamak umuduyla..
İyi günler televizyon aleminin en güzel sunucusu, Gülhan Hanım. Sizin programlarınızı devamlı takip ediyor ve çok ama çok beğenerek izliyorum. Ailenize ve size nice mutlu ve sevgi dolu yıllar yasamanızı diliyorum. Azerbaycan’dan sevgi ve saygılarımla.…
Yorumu nereye yazayım, nereden ileteyim kestiremedim. Nihayetinde buradan iletme kararına vardım. Umarım kusura bakmazsınız.
Yayın günü bir yana, yayın saatinizden muzdaribim. Dört gözle yayın saatini beklerken, bir de bakıyorum –maçtır vırttır zırttır– hoop! Yayın saati gece yarısına alınmış… Ben bu durumdan hiç hoşlanmadım ve fazla tekrar etmeye başladı. Bir yolu var mı bunun? Umarım çaresine bakılır, iyi yayınlar diler, şimdiden teşekkür ederim.
Bugün kendimde tuhaf bir eksiklik hissettim.Yeri doldurulamayacak bişeydi sanki.. Bilgisayarımın ekranında açılı olan pencereleri bir bir kapatırken, aradığımda tek bir dokunuşla ulaşabilmek için masa üstünde daha önce oluşturmuş olduğum Galaksi Rehberi’min kısayol simgesini farketmiş oldum o an. Eksikliğini hissettiğm de buydu galiba. Galaksi Rehberi’mi bıraktığım gibi bulmayı umarak en kısa yoldan ulaştım sayfama..
“BEN” diyerek başladığın biyografini okumakla başladım önce.. Dopdolu bir yaşamın en kısa ‚en güzel, en acı ve en öfkeli anlarını okurken.. ve okuduklarımın, gözlerindeki o gülüşün doyulmazlığının, duruşundaki mütevaziliğinin, kalbinin güneş gibi ısıtan o sıcaklığının ve seni farklı kılan her şeyin, parçalarının bir bir birleştirildiği bir tablonun varoluş aşamalarına benzerliğiydi dikkatimi çeken aslında..
Ve yalnızca izleyici olarak değil, tüm kalbimizle ve iyi dileklerimizle senin yanındayız. İyi ki aramızdasın Güneşin Kızı. İYİ Kİ VARSIN…
Gülhancığım merhaba gecenin 3′ünde üye olup birşeyler yazmak istedim, ALLAH o gülen gözlerinden o saçtığın mükemmel enerjiyi hiç almasın ve ömrün boyunca hep neşeli ve sevecen kal. İnsan seni izlerken programın hiç bitmesin istiyor… Ama her başlangıcın sonu olduğu için program bitiyor. Sizinle tanışmak dileğiyle…
Selam Gülhan Hanım,
Programınızı sabah saatlerde tekrar programlardan izliyorum.
Gezi programlarını severim, ayrıca sizin sempatik hareketleriniz beni etkiliyor. Magazinle gezi karışık gibi geliyor bana, programınızın devamını diler saygılar sunarım. Merak ettim saçınız bazen örgülü, aynı örgü açık görüntüler… Bakımınız için çok uğraşıyorsunuz belli ki, bazen izleyici yeni coğrafi yerleri görmek asıl olurken, sizin fiziki durumuza bakıyor… Neyse isminiz gibi şen kalın, mutlu kalın, iyilerle kalın, hoşçakalın.
Ben gülerek nefes alabilen bir insanım ve şunu söylemeliyim ki seni izlerken gerçekten nefes alabiliriyorum GÜLHAN ŞEN! İyi ki varsın…
Sizi çok seviyorum, programınızı izlemekten,ekstra keyif alıyorum.İRAN(TABRIZ)‘de yaşıyorum, hiç evlenmemiş bir yaş sizden büyük kızım. Sizi seviyorum, beğeniyorum,hayatı sevmeyi öğreniyorum.
Merhaba Gülhan abla hayatındaki değişiklikler için üzüldüm ben sulu gözlü birisi olduğum için gözlerim biraz sulandı. Güzel bir çocukluğun olmuş, öyle bir yerde yaşamayı ben de isterdim. Sen lise ikiye giderken ben yeni doğdum. Baban için üzüldüm Allah ailene sana sabır versin.
Seni ve programını seviyoruz deli kız!
DEFNE JOY FOSTER (L) muhteşem bir insandı, cıvıl cıvıl, deli dolu, sıcakkanlı ekrandan bize tüm pozitif enerjisini yansıtıyordu… “Keşke” hayatta en sevmediğim kelime ve keşke diyeceğim ama hiç bir faydası yok .KEŞKE, KEŞKESİZ bir hayat mümkün olsaydı. Hayatımda hiç unutmayacağım insanlardan biri…
Öncelikle güzel, tatlı, sevimli, sempatik vb. tüm sıfatların size yakıştığını belirteyim ancak artık sıkılmış olmanız gerek o yüzden bu faslı kısa kesiyorum. Elbette ben de güzel iltifatlar yazabilirdim buraya ama gerek olmadığı kanaatindeyim.
Hayatınızı çok güzel bir dille anlatmışsınız. Okurken bitmesin istiyordum. Ancak bu hikayeniz çok tanıdık geldi. Nereden mi? Hem de ülkemizin içinden Güneydoğu’dan hikayelere çok benziyor. Evlerinden sürülen insanlar, göçe zorlananlar, isimlerini kullanamayan insanlar, dilini unutan insanlar. Bu hikayeler ülkemizde de çok tanıdık. Elbette Bulgaristan’da Türklere yapılanlar çok acı ve kabul edilebilir şeyler değil. bunu yapanlar elbet birgün vicdanlarıyla karşılaşacaklardır.
Kesinlikle size bir misyon yükleme gibi bir niyetim olmamakla birlikte, bu acıları görmüş yaşamış biri olarak bu ülkede hala bunlarla mücadele eden insanlar var. Bu hikayeler hep asık suratlı, soğuk gazeteciler tarafından anlatıldı ve acının üzerine acı yaşatmaya devam ettiler. Artık buralardaki hikayeler güzel yüzlü, insanın yüzünü güldüren kişiler tarafından anlatılmalı, acıların üzerine biraz da merhem olacak bir dil lazım. Bence bu da size çok yakışır. Kürtlerin hikayeleriyle ilgili olarak olayın siyasi yönünü tartışma ihtiyacı duymadım. Çünkü eğer bilgi sahibiyseniz ne ala ama değilseniz bile bunun anlattığım şekillerde olduğu varsayımıyla kabulünüz sanırım rahatsız edici olmayacaktır. Sonuç olarak sürekli yurtdışında seyahat ettiğinizi bilmeme rağmen sizin bir kaç defa için bile olsa Güneydoğu’ya gelmenizi çok isterim. Özellikle baraj suları altında kalacak olan Hasankeyf gibi, Munzur Vadisi gibi yerleri gezmenizi, oradaki hayatları anlatmanızı, kısa bir an için bile olsa oraların güzel eğlenceli ve sevimli yüzü sizinle ortaya çıksa ne güze olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Ayrıca program olarak olmasa bile size naçizane tavsiyem buraları gelip görmeniz, ben Hasankeyf hayranıyım sizin de hayran kalacağına şüphem yok. Yeterince uzattığımı düşünüyorum. Umarım okursunuz yazdıklarımı. Sevgiyle kalın.