MEDYA TAKİP-2

LEVEL
Hazi­ran 2010
Röportaj:Doruk Akyıldız
Fotoğraflar: Zeynel Abidin Ağgül

O, beyaz camın “aydın­lık” yüz­lerinden biri… Ele avuca sığ­mayan, haşarı, ezber boz­mayı alışkan­lık haline getir­miş bir tele­vizyon pro­gram­cısı… Ve karşınızda Gül­han Şen…

Doruk Akyıldız: Geniş kitlel­erce tanın­man “Zamanın Ruhu: Zeit­geist” isimli tele­vizyon pro­gramı ile oldu. Soh­be­timize, “hikayenin” öncesini senden dinley­erek başlay­alım istiy­o­rum; Gül­han Şen, hangi yol­lar­dan geçerek bugüne geldi?

Gül­han Şen: Aslında tam tamına 12 yıldır tele­vizyon dünyasının içindeyim. Oysa ki insan­lar beni ekranda ilk kez gördük­lerinde “bu kız da nere­den çıktı” gibi bir algıya kapıldılar. Belki de benim bir takım “bağlan­tılar”, “tor­piller” vası­tasıyla beyaz camda yer bul­duğumu düşündüler. Nihayetinde karşılarında sarışın, mavi gözlü, eğlenceli, cıvıl cıvıl bir kız vardı… Ancak ben tanın­madan önce de uzun yıl­lar tele­vizy­on­cu­luk yap­mıştım… Hikaye ise şöyle: İstan­bul Üniver­sitesi Radyo Tele­vizyon ve Sinema bölümü mezunuyum. Öğren­cil­iğimin ilk yılında çalış­maya başladım. HBB, TRT gibi kanal­larda staj yap­tım. Daha son­rasında BRT kanalında muhabir olarak çalış­maya başladım ve uzun sayıla­bile­cek bir süre haber­ci­lik yap­tım. Ardın­dan Star Tv’de dış haber­ler depart­manında görev aldım. Ne var ki bir süre sonra haber­cil­iğin, kendimi iyi ifade edemediğim bir mecra olduğunu düşün­m­eye başladım. Çünkü, haber yap­mak nor­matif bir iş ve bir takım pren­si­p­leri var. Dolayısıyla ben de bir arayışa girdim. Net­ice olarak CNN TÜRK’e pro­gramcı olarak geçiş yap­tım. Bu kanalda genelde belge­sel pro­gram­lar üzer­ine çalıştım; yapım­cılık, yönet­men­lik, sunucu­luk yap­tım… Pro­gram­cılığa geçiş yap­tık­tan sonra çalıştığım tüm yapım­lar, deyim yerindeyse “tek kişi­lik orkestra” anlayışıyla hazır­landı; bir başka ifade şekliyle de her aşa­masında benim varolduğum işler oldu, olmaya da devam ediyor…

LEVEL

DA: Peki bu bir seçim mi? Yap­tığın işlerin her aşa­masında bulun­mak­tan söz ediyorum…

GŞ:Kesin­likle öyle… Muhakkak kollek­tif işlerin de ayrı bir keyfi var. Ancak sadece bir kişinin üslubunu, tarzını, özgün­lüğünü ortaya koy­mak istiy­or­sanız, o kişinin yapılan işin her evresinde bulun­ması gerekiyor. Sonuçta o pro­gramın kur­gusun­dan, sunuş şekline, sunucu­nun kıyafet­lerinden, hareket­ler­ine kadar kul­lanılan her enstrü­man, büyük fotoğrafın tamam­layıcı unsurları… Benim yap­tığım işlerde de bu öğelerin hepsi bana ait, beni anlatıyor…Sıkça sorul­duğu için söylüy­o­rum: evet pro­grama renk katan “espriler” de tama­men bana ait! Aslında espri yap­mak için söylemiy­o­rum onları, bir durumla ilgili o an kafamda can­lanan olay­ların komik ver­siy­on­larını sesli olarak aktarıy­o­rum sadece…

Gülhan’ın Oyun Dünyası
God Of War, Sly Cooper, Heavy Rain,
Pat­apon, Gui­tar Hero, Lit­tle Big Planet,
Heav­enly Sword

DA: Zamanın Ruhu: Zeit­geist… Bu pro­gramın senin kariy­erinde bir dönüm nok­tası olduğunu düşünüy­o­rum. Her anlamda çok başarılı ve farklı bir işti. Oldukça fazla takipçisi vardı. Nasıl hay­ata geçti Zamanın Ruhu: Zeit­geist projesi?

GŞ: Ben, sevdiği işi yapan ve sevdiği işi de kendi tarzında yapan biriyim. Dolayısıyla belki de özgün bir çok işin kaderinde olduğu gibi Zeitgeist’ın da geniş kitlel­erce ben­im­sen­mesi “under­ground” bir süreç sonunda oldu diye­bilirim. Kulak­tan kulağa duyuldu, bilinir oldu… (Cev­abının bu nok­tasın­dan itibaren, bildiğiniz Gül­han Şen gülümseme­siyle anlat­maya devam ediyor– Doruk) Ben pro­gram çekim­leri esnasında hep kendi kendime “takılıy­or­muş” his­sine kapılıy­or­dum. Açıkçası bu kadar insanın beni anlay­a­cağı, seve­ceği bek­len­ti­lerim dahilinde değildi. Tüm sev­en­ler­imin başımın üstünde yeri var muhakkak… “Zeitgeist”ın hay­ata geçişinin öyküsü ise şöyle; CNN TURK’de çalışırken Tv8’le bir şekilde bağlan­tıya geçtik. Bu bağlan­tının son­rasında yapılan görüşmeler esnasında Tv8 yöneti­ci­ler­ine “Size bir pro­gram yapacağım ancak işin hiçbir aşa­masında, hiçbir şekilde bana karışıl­may­a­cak.” dedim ve “Sadece bu koşullar altında çalışırım” diye de ekledim. Onlar da bana “Hadi yap da göre­lim bakalım” karşılığını verdiler. Ben de peşi sıra bir demo pro­gram hazır­ladım. Ardın­dan kanalın yöneti­ci­leri pro­gramı beğendik­lerini ve farklı bul­duk­larını söy­leyip, bu işi yap­maya karar verdik­lerini dile getirdiler. Ben inana­madım, ilk tep­kim: “Ya ciddi misiniz, emin misiniz?” şeklinde oldu, son­rası da bili­nen hikaye işte… Pro­gram başladı, sevildi, ben tanındım…

DA: Zeit­geist’ı tak­iben, yine Tv8 ekran­larında yayım­lanan “Bayan­lar Bay­lar” isimli bir yarışma pro­gramında Ziya Kürküt ile bir­likte sunucu­luk yap­tın. Adı geçen prodük­siyonda seni görmek beni şaşırt­mıştı, senin adına doğru bir seçim olmadığı kanaatindeyim. Bu konuda sen neler söyle­mek istersin?

GŞ:Ben benim pro­gram­cılık anlayışımla örtüşmeyen işleri kabul etmiy­o­rum, yap­mıy­o­rum. O pro­gram ise kanalın beni daha geniş kitlelere tanıt­mak için özel­likle kadro­sunda olmamı iste­diği bir pro­jeydi. Ben de, kul­varımın dışında kalan bir işi deney­im­le­mek adına tek­lifi kabul etmiş­tim. Ancak beni iyi anla­tan bir iş olup olmadığına dair zih­n­imde her daim soru işaret­leri vardı. Sonuçta da bek­lediğim oldu ve benim izleyici kitlem bu pro­jeyi sevmedi.

DA: Orji­nal bir iş değildi…

GŞ: Evet, değildi… Bir de öyle sanıy­o­rum ki, ben başkasının yanında olmuy­o­rum. (Gülümsüyor-Doruk). Sanırım seyir­ci­lerim her zaman beni bir pro­jenin parçası olarak değil de temeli olarak görmek istiyorlar.

LEVEL_2

DA: Gele­lim bugüne… Gülhan’ın Galaksi Rehberi adında, geçmişteki ben­z­er­ler­ine kıyasla oldukça çarpıcı, kaliteli ve izafi olarak da mar­ji­nal bir gezi pro­gramı yapıy­or­sun. Sorum şu ola­cak; seni Zamanın Ruhu gibi — tabiri caizse — kemik­leşmiş izleyici kitle­sine sahip bir pro­gramı bitirip, gezi pro­gramı yap­maya iten ana etken neydi?

GŞ: Zamanın Ruhu –senin de daha önce dile getirdiğin gibi– benim adıma önemli bir dönüm nok­tasıydı. Bende de yeri fark­lıdır… Ancak ben, devamlı yeni şeyler den­e­mek isteyen, mer­akını hiç kay­bet­meyen biriyim. Bu duru­mumu, “çocuk mer­akı” hatta “kedi mer­akı” olarak adlandırıy­o­rum. Tamam, “Zamanın Ruhu: Zeit­geist” izleyici tarafın­dan çok sevilmişti ama ne var ki ben, yeni bir proje yapma, den­eme isteğime karşı koy­amıy­or­dum. Benim için bu istek ve merak, aynı zamanda önemli bir riski de beraberinde getiriy­ordu. Çünkü hali hazırda yap­tığım pro­gram çok tutul­muştu ve onu bitirip yeni bir pro­grama başla­mak kariy­erim adına iyi olmayan sonuçlar doğura­bilirdi. Yine de Gülhan’ın Galaksi Rehberi’ni yap­maya karar verdim ve başladım; biraz da kendi tarzımı tör­püley­erek… Çünkü Zeitgeist’da kimi zaman Tim Burton’a, kimi zaman Alan Par­sons Project’e kendimce gön­der­meler yapma gibi lük­slerim vardı. Kısacası kafama göre takıla­biliy­or­dum. Ancak Gülhan’ın Galaksi Rehberi bir gezi pro­gramı olması nedeniyle, doğal olarak daha geniş bir izleyici skalasına sahip ola­caktı. Ben de “genel izleyici kitlesi”nin beğe­ni­ler­ine, algısına göre uyarlama ihtiy­acı his­set­tim tarzımı…

Gülhan’ın Kitap Dünyası
Adam Fever-Olasılıksız, Trevanian-Şibumi
Alain de Button-Felsefenin Tesel­lisi, Richard Adams-Watership Tepesi
Jostein Gaarder-Sofi’nin Dünyası, Dou­glas Adams-Otostopçu’nun Galaksi Rehberi

DA: Biz, bir oyun der­gisi olduğu­muz için, zaman zaman dergi yazarlarına “oyun oynayıp para kazanıy­or­sunuz; ne güzel” gibi anlam­sız eleştir­iler geliyor. Senin de “Dünyayı geziy­or­sun, bir de üstüne para kazanıy­or­sun” ben­zer cüm­lelere maruz kaldığın oluyor mu?

GŞ: (Kahka­halar atıyor ve cevaplıyor-Doruk)
Sık­lıkla… Yap­tığım işi, tele­vizyonda yayım­lanan 30 dakikadan ibaret sanan­ların sayısı hiç de az değil. İşin, deyim yerindeyse “amele­lik” kıs­mını bilmiy­or­lar ya da görmek istemiy­or­lar… Bu nedenle bazen -şaka olarak söyleyen­ler bir yana– per­vasızca konuşma hakkını kendi­lerinde gören­ler oluyor.

LEVEL_3

Gülhan’ın Müzik Dünyası
Prodigy, Metal­lica, Jethro Tull, Pink Mar­tini, Ramm­stein, Infected Mushroom

DA: Oyun­larla ilgili konuş­maya başla­madan önce, yeni pro­jelerin olup olmadığını ögren­mek istiyorum…

GŞ:Evet, var… Bir show pro­gramı yap­mayı planlıyorum.

DA: Talk show mu?

GŞ: Hayır… “Şov” kelimesinin hakkını veren bir şov pro­gramı… Bu pro­gramın içer­iği ise belli bir tema üzerinde kurulu skeçler­den, alter­natif oyun­lar­dan, absürd yarış­malar­dan oluşa­cak. Konuk­larla gerçek­leştir­ile­cek soh­betler belir­lenen entere­san kon­septler etrafında şekil­le­cek. Örneğin; bir şarkıcı sadece albümünü ve yeni şarkılarını tanıt­maya gelmeye­cek, şova katkısı ola­cak, farklı yetenek­lerini de sergileme imkanı bula­cak. Adı bile hazır: Star­dust (Yıldız Tozu)… Öte yan­dan tüm bun­ları “show­girl” kavramıyla da bire bir örtüşen bir yapıda sun­mayı öngördüğümün altını çizmeliyim. Bu ceptek­il­er­den biri… Bir diğeri de, LEVEL okuyu­cu­larının ilgisini çeke­bile­cek bir kon­septe sahip. Pc’lerde “point and click” oyun­ları vardır ya, işte onların tele­vizyon uyarla­ması ola­cak; biraz maliyetli bir iş olsa da gele­cekte bu pro­jeyi de hay­ata geçire­bilmeyi umuyorum…

Bu cev­abın ardın­dan oyun­lar üzer­ine konuş­maya başlıy­oruz… Gül­han, ken­dini “tam bir oyun manyağı” olarak tanım­lıyor. Teknoloji mer­ak­lısı olduğunu da araya sıkıştır­mayı da ihmal etmiyor… Gülhan’ın PSP’si de, PS2’si de PS3’ü de, Xbox’ı da Wii’si de var­mış. PC’de de, tele­fonda da oyun oyn­ar­mış… Şu sözü oyun­larla olan ilişk­isini gayet iyi özetliyor kanımca: “Nerede oyun varsa, nerede oyun oynanıy­orsa, ner­eye oyun kuru­luy­orsa eğer, ben ora­dayım.”
Gui­tar Hero’ya ayrı bir başlık açmayı da ihmal etmiyor ve söz konusu oyunda kom­petan olduğunu vur­gu­luyor. Hatta “baka, yalan söylemiy­o­rum” edasıyla IPhone’nuna sarılıp bu oyunda yap­tığı, sonra da tele­fo­nuna kayıt ettiği sko­r­ları gös­teriyor bana… Noth­ing Else Mat­ters: 88.000, For Whom The Bell Tolls:110.000… Tüm bun­ları çocuksu bir heye­canla anlat­tığını, göz­lerinin içinin güldüğünü dile getirme­den ede­meye­ceğim…
Oyun­larla ilgili soh­betin ardın­dan, biraz hay­at­tan, biraz Türkiye’deki tele­vizy­on­cu­luk anlayışın­dan laflıy­oruz. Peşi sıra, kayıt cihazımın “Stop” düğme­sine basıy­o­rum ve röpor­taj sona eriyor. Gülhan’la röpor­tajı gerçek­leştirdiğimiz mekan­dan çıkıy­oruz. Kısa bir süre yürüy­oruz, ardın­dan vedalaşıy­oruz.…
Taksi bek­liy­o­rum, gelmiyor. Sabırsızım; maça yetişmem gerekli. Zih­n­imde devamlı şu soru yankılanıyor: Kim şampiyon ola­cak? Taksi geliyor, biniy­o­rum. İstikamet Taksim…Mayıs’ın 16’sında, benim adıma harika son­lanacak bir Pazar günü… 

glhansenimza

MAG
Ocak  2010

Röpor­taj: Ufuk Eryıl­maz
Fotoğraflar: Zeynel Abidin Ağgül

BEYAZ CAMIN NEŞELİ YÜZÜ

Tv8’de “Gülhan’ın Galaksi Rehberi” adlı gezi pro­gramını hazır­layıp sunan aynı zamanda da yöneten, tabir-i caizse on par­mağında on mar­ifet olan Gül­han Şen şimdi de Kanal(i)zasyon filmiyle beyaz perd­ede arz-ı endam ediyor. Tele­vizy­onun sıra dışı, deli dolu, neşeli sunucusu Gül­han Şen’le MAG Okurlarına özel bir röpor­taj ve fotoğraf çekimi gerçekleştirdik… 

Önce­likle sizi biraz tanıya­bilir miyiz?
Valla süper bir insanım, ne diyeyim! Pat diye ken­dini tanıt dey­ince ne diye­ceğimi bilemedim… O zaman varoluş aşa­mam­dan başlayayım bari. 1978’de Bulgaristan’ın Şumen kentinde doğ­muşum… İlkokulu orada okudum… Çocuk­luğum Alice Harikalar Diyarı‘nda gibi geçti; orman­dan çiçek ve man­tar toplayıp, köyümüzdeki kiraz ağaçlarının tepelerinde kiraz yiy­erek veya yemyeşil tar­laların içinde koşuş­tu­rup oyun­lar oyna­yarak… Sonra masal değişti… Ülkede bazı sevim­siz gelişmeler yaşan­maya baş­landı… Başta Türkler olmak üzere azın­lık­ların isim­leri değiştir­ildi, milli gelenek­lerini ve dini ibadet­lerini yer­ine getirmeleri yasak­landı, bariz bir asim­i­lasyon poli­tikası uygu­landı… 1989’da da zorunlu göçe tabi tutul­duk, ailemle bir­likte herşeyi ardımızda bırakarak Türkiye’ye göç ettik… Burada hay­atımın başka bir perdesi başladı haliyle…

Neler yaşadınız buraya gelince, adap­ta­syon süreci zor oldu mu?
Pek kolay olduğu söylen­e­mez… Buraya göç ederken bankalar­daki par­alarımıza bile el koy­muşlardı ve sadece belli mik­tarda parayla çıkış yap­mamıza izin verdiler… İlk önce Kırk­lareli Kızılay Çadırı‘nda kaldık bir süre… “Şen” soy­adını burada aldık çünkü Bulgaristan’da babanızın ve ded­enizin adıyla anılıy­or­sunuz, soy­adı yok. Sonra İstanbul’a geldik. Ailem kendi eğitim seviyelerinin çok altında işlere girip çalıştılar geçin­mek için. Yine de maddi sorun­lar yüzün­den sıkın­tılar çek­tik. 5 – 6 sene sonra zar zor topladık­ları par­alarla çok köhne de olsa bir ev almaya çalıştı ailem. Meğerse emlakçı aynı evi 5 kişiye daha satıp kaçmış! Şok şok şok! Tam taşındık bir­i­leri geldi kapıya “siz kim­siniz çıkın evimiz­den” diye, “ama tapu var bizde” diy­oruz, “bizde de var” diy­or­lar… İki gün sonra başkaları geliyor siz kim­siniz diye… Dolandırıldık, bir kez daha dibe vur­duk. Ailem geri dön­mek ve dön­memek konusunda fikir ayrılık­ları nedeniyle parçalanma aşa­masına bile geldi ama yeniden tutun­maya çalıştık. Ancak 10 — 15 sene sonra zor­luk döne­m­ini aşa­bildik diye­bilirim. Bu kısmı biraz Cin­derella masalının acıklı kısmı gibi…

MAG_1


Şu anda Tv8 için “Gülhan’ın Galaksi Rehberi” adlı yapımı hazır­layıp sunuy­or­sunuz. Bu proje nasıl gerçek­leşti?

Daha önce Tv8’e “Zamanın Ruhu:Zeitgeist” adında özel­likle genç kitlenin çok sevdiği bir aktüalite pro­gramı yap­mıştım. İki sezon yayın­landık­tan sonra yeni bir pro­j­eye başla­manın zamanı geldi diye düşündüm. Çünkü ben sürekli yeni ve heye­can verici birşeyler yap­mak isterim. Bir iş tuttu oh ne ala yan gelip yatayım onunla geçinip gideyim man­tığı beni dar­altır. Herşey tadında kalmalı, hatır­landığında özlemle anıl­malı isterim… 10 yıldır bazı kişiler aynı tartışma, aynı şov, aynı müzik pro­gram­larını yapıyor farkında mıyız? Neden? Çünkü tut­muş işi yap­mak riske girip yeni pro­jeler den­e­mek­ten daha kolay… Sonunda ne oluyor, hep aynı şeyleri izliy­oruz… Bana bir tele­vizy­oncu olarak bu çok sıkıcı geliyor. Ben de Tv8’e bu duygu­lar ışığında yeni pro­jemi önerdim ve kabul edildi. Gezi pro­gramı tele­vizyonda yeni bir for­mat değil elbette ama bazı for­mat­ları farklı kılan şey onu sunan kişinin bakış açısı ve tarzıdır. Kanal yöne­timi de bana bu konuda güvendi sağol­sun­lar… Bakın Acun Ilı­calı da yurt­dışında çok izle­nen pro­gram­ları alıp yapıyor mesela ama bir nok­tada takılıp kalmıyor, sürekli farklı pro­gram­lar peşinde koşuyor ve en azın­dan ekranda değişik işler yer buluyor. Ben diğer baskın tele­vizyon figür­lerinin de aynı cesareti göster­mesini beklerim.

Tele­vizyonda birçok gezi pro­gramı var. “Gülhan’ın Galaksi Rehberi”ni diğer­lerinden ayıran şey nedir?
Benim! Pro­gramı farklı kılan şey anlatım tarzım… Ben çıkıp ekran­dan insan­lara ders verir gibi konuş­muy­o­rum… Sunucu­luk değil aslında yap­tığım şey bu pro­gramda, “anlatıcı” demek daha doğru olurdu sanırım. Gördük­ler­imi, öğrendik­ler­imi, his­set­tik­ler­imi aktarıy­o­rum içim­den geldiği gibi. Tıpkı geziye git­miş, dönünce tüm yaşadık­larını ve öğrendik­lerini arkadaşlarına anla­tan biri gibi… Tele­vizyonda bazı kalı­plar otur­muş, birçok sunucu da sanki mut­laka o şekilde olması gerekiy­or­muş gibi kendin­den önceki örnek­leri tak­lit ediyor ve çoğu iş bir şablon­dan çık­mış gibi bir­birine ben­ziyor… Neden nor­mal hay­atta birşeyi anlatırken kur­may­a­cağımız yapay cüm­leleri seyir­ciye kuralım ki? Neden nor­mal hay­atta konuş­tuğu­muz ve davrandığımız gibi davran­may­alım ki? Elbette ki genel toplum­sal kural­ları da gözeterek diy­o­rum… Ben aklıma eserse çölde kum­larda da yuvar­lanıy­o­rum, gördüğüm için heye­can­ladığım bir yer olursa koşup duvar­larına da sarılıy­o­rum… Ne var bunda? Sunucu ağır­başlı ola­cak, sunucu neşeli olmay­a­cak gibi tele­vizyon yasaları mı var? Benim pro­gramım beni yan­sıtıyor, poz­i­tif ve eğlenceli bir tarzı var, izleyene sev­inç veriyor… Dolayısıyla seyirci de beni kendi­lerinden biri hatta arkadaşları, kızları gibi algılıyor… Fark burada, fark aslında tele­vizyon gibi yapay bir dünyada “kendin gibi doğal” ola­bilmekte…

Seya­hat ederek çalış­mak dışarı­dan çok zevkli bir iş gibi gözüküyor, zor yan­ları var mı?

Davu­lun sesi uza­k­tan hoş gelir, komşu­nun tavuğu komşuya kaz görünür… Gülhan’ın işinin zor yan­larını bir kam­era­man bir Allah bilir!… Evet, tele­vizyon­dan izlerken dünyanın en güzel ve kıyak işi bu her­halde diye düşün­mek çok nor­mal. Çünkü ekran­dan herşey çok güzel ve key­i­fli olarak görünüyor… Ne güzel hem geziyor hem de bunun için para alıyor diyor bazıları. Tamam, güzel yan­ları var elbette ama perde arkasında da inanıl­maz bir çalışma ve sıkıntı var bu işin. Bir kere ben sürekli yoğun bir tem­poda çalışıy­o­rum; geziler için spon­sor ayarlıy­o­rum, gide­ceğim ülkelerin bil­gi­ler­ine çalışıy­o­rum, çekim yapacağımız mekan­ların plan­la­masını yapıy­o­rum, dönünce kaset­lerin deşifresini yapıy­o­rum, pro­gramın metinlerini yazıy­o­rum, mon­ta­jlarını yapıy­o­rum. Her aşa­masıyla ilgileniy­o­rum kısacası. Bir elim yağda bir elim balda yan gelip yat­mıy­o­rum yani iki anons çekip. İnsan­lar bunu kendi tatil­leriyle karıştırıyor sanıy­o­rum… Geziy­or­sun yiyip içiy­or­sun, eğleniy­or­sun ya tatilde… Bir de sürekli dünyanın en güzel yer­ler­ine gidip ama tatilde yapa­bildiğiniz hiçbirşeyi yapa­madığınızı düşünün bakalım? Çoğun­lukla biz bir şehirde sadece bir gün kalıy­oruz ve zamanla yarışarak çekim­leri tamam­la­maya çalışıyoruz.Yemek yem­eye bile fır­sat bula­madığımız zaman­lar oluyor ister inanın ister inan­mayın. Brezilya’ya git­tim Copaca­bana pla­jına sadece ayak­larımı sok­a­bildim, Paris’e git­tim gece Moulin Rouge’da bir gös­teri izleye­cek zamanımız bile olmadı… Sonuçta bu bir iş ve kafanız sürekli onunla meşgul. Akşam otele gid­ince de dışarı çıkıp eğlen­mek bir yana, hemen uyuyup din­lenip ertesi günkü çekime hazır­lan­mak zorun­dasınız… Ama elbette ki bu işin ekran önün­deki büyüsünü boz­mam asla! Daima eğlenceli bir iş çıkar­maya çalışırım tüm sıkın­tılara rağ­men… O yüz­den varsın her seferinde “ne güzel işi var” desin­ler, aslında o anda çok hasta olmam, ya da babamı kay­bet­tiğim için derin acılar çekiyor olmam bir tek benim kendi içimde kopan fırtına olmalı…

Başınız­dan entere­san olay­lar geçti mi?
Geçmez olur mu? İtalya’da yeni yıl gecesi anons yap­mak üzere hazır­lanırken kaşla göz arasında çan­tam çalındı mesela. Maddi kayı­pların yanı sıra cüz­danımda yıl­lardır sak­ladığım manevi değer taşıyan birçok şey git­tiği için çok üzüldüm… Bahamalar’a kadar git­tik, muhteşem çekim­ler yap­tık, kanala döndük ve kaset­lerin hepsi siyah beyaz!…Karnımıza yum­ruk yemişiz gibi olduk! Aşırı nemli, aşırı soğuk veya sıcak mekan­larda teknik arı­zlar oluşa­biliyor kam­er­alarda. Küçük bir arıza olmuş ve renk değer­leri kaydedile­memiş, çekim­imiz çöpe gitti… Venedik’de kanal turuna çıkıy­or­duk ve kam­era­man arkadaşım da çekim yapıy­ordu, tam o sırada bayanın biri buz gibi havada gon­do­ldan kayıp kanala düştü… Zar zor çıkara­bildiler… Sıradışı bir görüntü olduğu ve çek­tiğimiz halde yayın­la­madık çünkü biz­den yayın­la­ma­mamızı rica etti, çekimi bırakıp bayana yeni kıyafetler filan almaya git­tik… Bir de Miami’de bir soy­gunu engellemiş­tim… Bulun­duğum mağazada iki kişinin hırsı­zlık yap­tığını gördüm, biri görevli bayanı lafa tutarken diğeri de çan­tasına ne bulursa dolduruyordu…Görevliye bir kağıda not yazarak durumu bildirdim o da bana kağıda “lüt­fen polis çağırın” diye yazdı… Dışarı çık­tım, tur­is­tik bir yer olduğu için hemen bir polis ekibi bulup yön­lendirdim… Film­lerde gördüğümüz gibi polis mağazaya girip silahını çıkardı ve hırsı­zlar çan­tadaki herşeyi boşalttılar…

MAG_2

Bir meslekte başarılı olmanın püf nok­ta­ları nel­erdir sizce?
Onu sevmek, iste­mek, sabret­mek, küçük güzel­lik­leriyle mutlu olup, büyük zor­luk­larını görmez­den gelebilmek. Tıpkı aşk gibidir iş de… Ondan büyük karşılık­lar bek­leme­den onu tutkuyla sever ve özveriyle yak­laşır­sanız başarılı ve mutlu olur­sunuz… Bek­len­ti­lerinizi çok yük­sek tutar ama karşılığında siz hiç çaba sarf etmezs­eniz işini­zle aşkınız da ölür… Ben bu işi ne kadar seviy­o­rum bir­inci soru olmalı. İkin­cisi de ben bu iş için ne kadar yetenekli veya donanım­lıyım? Herkes birşeyler yap­mak ister ama bir de pratik ve reel anlam­daki gereklilik­ler var tabii… Sizi kan tutuy­orsa dok­tor ola­mazsınız, uçak korkunuz varsa hostes ola­mazsınız değil mi? Ken­di­nizi yetenekli olduğunuz bir alanda donanımlı ve eğitimli hale getirir ve sev­erek yapacağınız bir işe gir­ers­eniz başarı mut­laka gelir.

Pro­gram yapım­cılığı, yönet­men­liğini ve sunucu­luğunu başarılı bir şekilde yürütüy­or­sunuz. Her şeye koş­tur­mak zor olmuyor mu?
Yarama tuz bas­masanız olmaz mıydı şimdi? Feci şekilde yoğun oluy­o­rum her zaman çünkü işin bir aşa­ması bitse öteki aşa­ması yakama yapışıyor ve hiç dur durak yok bana… Normalde bu tarz bir pro­gramı en az beş kişi­lik bir ekibin hazır­la­ması gerekir ama kam­era­man arkadaşın dışında sadece ben varım pro­gramda… Bu şekilde olması biraz kendi ter­ci­him olarak gelişti aslında çünkü pro­gramın her aşa­masında aynı dilin ve üslubun olmasını iste­dim, tama­men beni yan­sıt­masını iste­dim… Ama çok zor bir çalışma tem­posu gerek­tiriyor bu… Çok şükür ki en azın­dan hay­atımın geri kalan aşa­malarını kolay­laştıran bir asis­tanım var… Bu arada bu tempo yet­mezmiş gibi bir de “Pürdikkat” adında yeni bir pro­gramın sunucu­luğunu da yapacağım, nasıl yetişe­ceğimi bilemiy­o­rum açıkçası…

Tele­vizyonda bu kadar hoş gözük­meyi nasıl başarıy­or­sunuz?
Hoş gözük­meyi umur­sama­yarak. Bir kadını da, adamı da benim gözümde güzel ve çekici kılan şey onun etrafına yay­dığı elek­trik, zekası, bil­gisi, yetenek­leri ve hay­atı algılayış biçimidir… Doğal, kendine güve­nen, ego­ları olmayan, olumlu ve yapıcı, farklı olan insan­ları beğeniy­o­rum. Kendim de bu özel­lik­lere yak­laş­maya çabalıy­o­rum her zaman. Güzel­lik sizin bir gülüşünüzdeki bakışınız­daki samimiyet­tir aslında…Güzellik önemli biriymişsin edalarına bürün­memek­tir. Güzel­lik güzel olmak için kastığını üstünün başının bas bas bağır­ma­masıdır… Bir sözünle karşın­dakinin yüreğine dokun­mak­tır güzel­lik. Dünyanın en tip­siz insanı olun bun­ları yap­mayı başara­biliy­or­sanız en güzel sizsiniz benim için…

Peki ekranda dış görün­tünün önemi var mı sizce?
Hiç yok demek yalan ve aptalca olur… Nasıl ki rady­o­dan gelen hoş bir ses sizi etk­il­erse, tele­vizyon da göze hitap eden bir araç olduğu için ekranda gördüğünüz güzel bir insana da bakar durur­sunuz. Dış görünüm size artılar kata­bilir muhakkak ama kalıcı olmak için içini doldur­manız lazım. Çünkü birçok güzel kız var zaten etrafta… Beren Saat mesela, muhteşem bir yüzü var ama oyuncu olarak da başarılı ve yetenekli olmasaydı bir tele­vizyon yarış­masın­dan çıkıp bugünkü star kon­u­muna yük­se­lebilir miydi? Dış görünüm sizin başarınıza katkı sağlaya­bilir lakin tek başına kısa süreli bir dikkat çek­mek­ten başka işe yaramaz…

MAG_3

Modayı takip ediyor musunuz?
Moda mı? Ah korkarım moda beni takip ediyor! Birkaç yıl önce benim giyim tarzım pek çok kişiye abuk subuk geliy­ordu, tak­mış takıştır­mış ne bul­duysa giymiş gibi bir algı oluş­tu­ruy­ordu bazı izleyi­cil­erde… Kafasında ren­kli ren­kli tokalar, ayağında desenli çoraplar, garip aksesuar­lar… Şimdi bakıy­o­rum Hollywood’da stil ikonu tabir edilen pek çok yıldız da ben­zer bir akımı takip ediyor… Benim için moda ya da giyim kuşam her zaman kendimi mutlu his­set­tiğim ren­klere, şekle şemale bürün­mek demek, sezon­daki genel geçer trend­leri hiç önemsemiyorum.

İşinizin dışında neler yaparsınız? Hobi­leriniz nel­erdir?
İşimin dışında bir zamanım olduğunu düşünüy­or­sunuz yani ne güzel… Boş kaldığım nadir zaman­larda ailem ve arkadaşlarımla zaman geçirmeyi seviy­o­rum, boş boş otu­rup geyik yap­mayı, saç­mala­mayı… Bisik­lete biniy­o­rum, bazen Playstation’da takılıy­o­rum, Gui­tar Hero’ya merak saldım bu aralar özel­likle çok fena Metal­lica çalıy­o­rum val­lahi. Ked­imle oyun oynuy­o­rum, film izliy­o­rum, inter­net sitem­den izleyi­ci­ler­ime yeni bil­giler yük­le­m­eye çalışıy­o­rum, spora gidiy­o­rum, yeni pro­jeler düşünüy­o­rum. Spe­si­fik bir hobim yok…

Son olarak MAG okurları için ne söyle­mek istersiniz?
Önce­likle şu ana kadar konuş­tuğu­muz herşeyi okudu­larsa çok teşekkür ederim, umarım keyif almışlardır. Size de bana böyle güzel ve seçkin bir dergide yer verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Okurlarınıza ne mi söyle­mek isterim? Bir izleyicim bana sor­muştu hayat felse­f­eniz ne diye, ona verdiğim cev­abı söyle­mek isterim: “Şükret ve kalbini daima temiz tut”…

07650786973240688426

TARAF
21 Aralık 2009

TARAF

20 SORU
1. En sevdiğiniz kelime nedir?
Zeit­geist

2. Nefret ettiğiniz kelime nedir?
Mrb, Slm, Nbr, Cnm şeklinde yazılmış kelimeler

3. Ne sizi heye­can­landırır?
Evren­deki her mucize

4.Heyecanınızı ne öldürür?
Zaman­sı­zlık

5. En sevdiğiniz ses nedir?
Sevdik­ler­imin sesi

6. Nefret ettiğiniz ses nedir?
Boş konuşan insan sesi

7. Hangi mesleği yap­mak iste­mezsiniz?
Gülmeyi kaldıra­may­a­cak meslekleri

8. Hangi doğal yeteneğe sahip olmak ister­di­niz?
Orkestra yönete­bilmek

9. Ken­di­niz olmasay­dınız kim olur­dunuz?
Kedim

10. Nerede yaşa­mak ister­di­niz?
Mutlu olduğum her yerde

11. En önemli kusu­runuz nedir?
Duygu­larını gizleyememek 

12.Size en fazla keyif veren kötü huyunuz nedir?
Gerek­ince müste­hzi oluşum

13.Kahramanınız kim?
Pippi Langstrump

14.En çok kul­landığınız küfür nedir?
Takoz

15. Şu anki ruh haliniz nasıl?
Muzip

16.Hayat felse­f­enizi hangi slo­gan özetler?
Şükret ve kalbini daima temiz tut

17.Mutluluk rüyanız nedir?
Ölümle her şeyin son­lan­madığını öğrenmek

18.Sizce mut­su­zluğun tanımı nedir?
Bek­len­tiyle yaşamak

19. Nasıl ölmek ister­di­niz?
Huzurlu ve tatlı bir ölüm varsa öyle

20. Öldüğünüzde Tanrı’nın size kapıda ne söylemesini ister­di­niz?
Sadece Tanrı’nın bilebile­ceği bir şey söylemeli ki Tanrı olduğuna inanayım!

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

MEDYA TAKİP-2”

28 için yorumlar
  1. Devaki diyor ki:

    Eveet o ana kadar hep­sini okudum ve çok keyif aldım ben teşekkür ederim hatta :) Sen pay­laş­maya devam et biz oku­ruz. Ayrıca Pürdikkat hakkında da bir yazı bekliyorum!

  2. Devaki diyor ki:

    Web­siteni Twitter’dan takip ediy­o­rum, sırf kendim kul­lan­mak için açtığım bir Twit­ter hesabı var ve burada ne yayın­lanırsa hemen twitliyor ve ben de oradan takip ediy­o­rum. Eğer istersen sen kendin de hazır­laya­bilirsin. Sanırım bir twit­ter hesabın var. http://www.dlvr.it web­sitesin­den bir hesap oluş­tu­rup Twitter’la eşleştirip , bu web sitesinin RSS Feed’ini oraya kayd­ed­er­sen burada ne yayın­larsan o twitlen­miş olur, hatta Facebook’a da eşleştire­biliy­or­sun. Ben kendi Twitter’ımdan zaten takip ediy­o­rum ama sen böyle birşey hazır­layıp insan­lara sunarsan tüm fol­low­er­ların ne olup bitiyor göre­bilir :) Bilmem anlata­bildim mi? :)
    Hatta sırf gör diye hazır­ladım bir tane ama bu mesajı yayın­la­mazsan istemediğini anlar hemen silerim. İşte linki:

    http://twitter.com/gulhantakip

    oraya da not düştüm ona ait değildir diye prob­lem olmasın diye.

  3. esrraaa diyor ki:

    Jethro Tull Ian Anderson’s Flute Solo 31 07 1976

    İzledim süper çalıyooooooooooooooooor!

  4. pesimist_vale diyor ki:

    Ya ben sana aşığım ya! (:

  5. esrraaa diyor ki:

    Ya biz çok mu şey istiy­oruz, birkaç yorum abi­i­i­iii! Nedir ki?10 – 15 dk… Biz her gün giriy­oruz, saatlerce okuy­oruz yazılan­larııııı…
    LÜTFEN BİRAZ İLGENSEK SİTEYLEEEEEE :( (((

  6. esrraaa diyor ki:

    :=

    :(

    :o

    :q

    =(

  7. opalaz1 diyor ki:

    Saat 5.30, senin çık­manı bek­liy­o­rum ama sadece 30 dk. yayın yapılıyor. Lüt­fen bari 2 saat olsun, izleye­cek başka birşey yok zaten!

  8. Sezgin Mert diyor ki:

    İyi geceler… Kırım pro­gramında çalan içinde LUBOF MOYA söz­leri geçen, bir bayanın söylediği şarkı vardı. O şarkıyı söyleyeni veya şarkının adını öğrenebilir miyim acaba?

  9. opalaz1 diyor ki:

    Galatasaray yenildi…

  10. opalaz1 diyor ki:

    Gül­han evli mi yoksa sevgilisi var mı? Ben de Playsta­tion’ı seviy­o­rum, karşılıklı oyna­mak en büyük hay­alim oldu bunu okuduk­tan sonra. Sizin oku­may­a­cağınız bir not bu :)

  11. Hakan Altin diyor ki:

    Kardeş Youtube’a “Ey Güzel Kırım” yazarsan çıkar ;)

  12. rastafrica diyor ki:

    St Petersburg’u tanıt­tığı bölümde Her­mitage Müzesi’ni gez­erken çalan ve Rusça olduğunu tah­min ettiğim şarkıyı bilen varsa beni bil­gilendi­re­bilir mi??

  13. nevin taflan diyor ki:

    Ya şu pro­gramın sonunda çalan şarkıyı o kadar aradım ama bula­madım. Edwyn Collins değil. Başka bir şarkı. Bilen varsa lüt­fen söylesin…

  14. ddrardd diyor ki:

    Gül­han ruhuna sev­da­landım, bana dikkat et, valla bir gün yol­unu keserim takoz hesabı :)

  15. ddrardd diyor ki:

    Ha sev­dalın varsa kusura bakma… O ele­man da halden anlar eminim…

  16. ddrardd diyor ki:

    Zaten red­dedilmek daha tatlı :)

  17. vonali diyor ki:

    GGR’nin sonun­daki müz­iği merak ediy­o­rum. Ses sanki Rihanna gibi geldi bana… Hareketli güzel bir şarkıyı arıy­o­rum yardım­larınızı bekliyorum.

  18. ozlm diyor ki:

    Mer­haba Gül­han… 2 sen­eye yakın seni tv’den takip eden bir izleyicinim. Seni cana yakın, samimi, doğal buluy­or­dum, sanki tv’de izlediğim biri değildin de mahallem­iz­den biriy­din. Bu düşüncem Medya Kralı isimli pro­gramı izley­ince tama­men değişti. O pro­gramda (seni kır­mak istemiy­o­rum) klasik her kanalda olan sarışın şımarık kızlar gibiy­din. Şöyle bir cümlen vardı “ne mahallesi ben rezi­dansta otu­ruy­o­rum”. Bu cüm­leyi duy­duğumda aaaa bu Gül­han mı? diye kendime sor­dum. Hiç yakıştıra­madım. Pro­gramın ilerleyen dakikalarında Bayül­gen soru­lar soruyor boşluk­ları doldur­manı istiy­ordu. Bir hay­alkırık­lığı daha, hazır cevap olduğun izlen­imi veriy­or­dun. Pro­gramda tam anlamıyla soru­lara cevap bile veremedin :( Medya Kralı pro­gramını canlı izlemedim izle­sey­dim eğer bun­ları daha önce yazardım. Pırıltılı cami­anızda samimi ve doğal olmak çok zor, ben artık böyle düşünüy­o­rum. Rezi­dansta otu­runca samimiyet, doğal­lık kalmıyor insan böyle bir var­lık işte… Her­neyse, kendine iyi bak… Hoşçakal…

  19. opalaz1 diyor ki:

    Yarın Galatasaray yeni stadına geçiyor, yani bugün artık Ajax’la ilk maç, dua edin uğurlu olsun bu stad!

  20. ddrardd diyor ki:

    2. Nefret ettiğiniz kelime nedir?
    “Mrb, Slm, Nbr, Cnm şeklinde yazılmış kelimeler”… Neden acaba?
    3 harfli yazılan­lara mı tav olur­sun anla­madım? Aşk, çöl, gam, fen, göz, dil, kan, far, bal, dal, kök, giz, dem, her, diş, kol, Nil… Bun­lara da kıl mısın mesela?

  21. _emre_ diyor ki:

    Mer­haba Gül­han abla 2008 yılın­dan beri seni sev­erek ve beğenerek izliy­o­rum, umarım ekran­lar­dan hiç eksik olmazsın. Sizinle tanış­mayı gerçek­ten çok ister­dim. Ben 18 yaşın­dayım ve öğren­ciyim, buna rağ­men tüm Galaksi pro­gram­larınızı kaçır­madan izledim, yayın hay­atınız boyunca hep başarılı olmanızı dilerim…

  22. MEHMET GÜNDÜZ diyor ki:

    MERHABA GÜLHAN HANIM. BEN SİZİN ÇOK BÜYÜK BİR HAYRANINIZIM, BU HAYRANLIK O KADAR İLERİ Kİ SİZE AŞIK OLDUM DESEM BİLE KENDİMİ İFADE EDEMEM. KEŞKE HERGÜN TV’DE PROGRAMINIZ OLSA DA HEP İZLESEM. AYNI BÖLÜMLERİ GÜNDE SAAT BAŞI TEKRAR EDİN HAYATTA KAÇIRMAM. BAŞARILARINIZIN DEVAMINI DİLERİM. NE OLURSUNUZ EKRANLARDAN KAYBOLMAYIN, SİZİ GÖRMEZSEM YAŞAYAMAM.

  23. DJ_VALDES diyor ki:

    Süper bi pro­gram sunucusu! Allah neş­enizi eksik etmesin. (Sıkı bi takipçinizim :) )

  24. ddrardd diyor ki:

    Bazı insan­lar enerji kaybı, cevap bile yok, nefes almak kadar doğal konuş­malar ama bazıları nefesini tut­mak için elin­den geleni yapıyor. Tüm kon­trol manyak­larına sesleniy­o­rum son nefesi ver­me­den önce dünyayı yaşa­mayı ve kon­trol etmemeyi öner­iy­o­rum çünkü kon­trol ettiğiniz herşey bir gün hayal ola­cak hatta hay­al­ler­imiz bile kon­trol ediliyor ya neyse…

  25. ddrardd diyor ki:

    Acı­masız tabiy­atın istek­leri ihtiyaçlarımıza, uydu­ruk hay­al­ler­imiz gerçek­lere cesare­timiz el verdiğince dönüşüy­orken bu ahmak tv gibi dünya ekranı da gecenin yarısın­dan sonra garipleşip içe kapanıyor. Ve de acı çek­mek bir asalet­miş gibi yal­nı­zlığı arayan her küçük kalp mağlu­biyetinin içinde yıkılıp siliniyor, kader­imiz bu.

  26. emrahxx54 diyor ki:

    Gül­han çok tatlısın ve pro­gramında çok başarılı, sıkı takipçinim senin!

  27. ercan145375 diyor ki:

    Selam Gül­hancığım, önceki hay­atınla ilgili uzun bir yazı dizini olmuş. Sağ ol ki bunu bizlerle pay­laştın, bu kadar yaz­maya da bilirdin bu da bize gös­ter­diğin değeri gös­teriyor zaten, soy isim adaşım. Seni ailece beğeniy­oruz, Cumartesi gününe alındığı iyi olmuş pro­fesy­onelce birşey olmuş herkes için. Ben bu saatlerde evde dur­mazdım ama seyre­de­ceğiz artık :) 5 ayda bir defa seyre­de­bildim, zaten bu konuda üzgünüm benim hatam değil ama kanalın hatasıydı geç yayın yapıy­or­lardı sabah 5’de kalkıy­oruz nasıl olsun di mi? :) Kendine iyi bak.

  28. LiveAndDie diyor ki:

    Pro­gramda kapanışta çalan müzik­lerin adını yazar mısınız…

Yorum yaz

Yorum yazabilmek için üye olmanız ve giriş yapmanız gerekmektedir.